12 Ekim 2016 Çarşamba

Ferdi - Simit - Ayran



C u m a r t e s i  - 7 : 0 6

Sabah kasveti. İçime işleyen kuru bir soğuk var. Etrafa bakıyorum yandaki temkinli, sıkı giyinmiş. Balık tutuyor. Bir yandan soğuk da hoşuma gidiyor. Hangi gün olduğunu bilmesem bile araba ve vapur seslerinden günün cumartesi olduğunu çıkarabilirim. Banka oturmamla beraber sisli hava başrolü tekrar bana veriyor. Karnım acıkıyor Ferdi'nin büfede bir simit ayran yapayım diyorum. Ferdi büfede yine yok. Yeğeni bekliyor. Ferdi nerede diyorum. Çocuk bıkkın bir şekilde; abi diyor, yok gelmeyecek. Daha fazla sormuyorum. İçim içimi kemiriyor ama kararlıyım Ferdi ile ilgili tek bir kelime daha çıkmayacak bugün ağzımdan. Çünkü üzülmeye takatim yok. Ferdi'nin düzenli kontrolleri vardı onun için yoktur bugün yoksa gelirdi. İkna ediyorum kendimi. Bir yandan da kızıyorum ona. Ferdi diyorum neden en gereken zamanda ortalıkta olmazsın ki sen. Hem ben bayılıyor muyum zannediyorsun simit ayrana.

23 Ağustos 2016 Salı

Hilmi ve Zerdali Ağacının Yarım Kalan Hikayesi

Sessiz kalmaya yemin etmiş gibiydi. Zaten o böyle zamanlarda hep sessiz kalmayı tercih ederdi. Bende ona en iyi sessiz kalarak eşlik edileceğini bilirdim. Elindeki taşı var gücüyle suya salladı. Taş suda seke seke giderken kaçınılmaz son geldi ve dibe çöktü. Sonunda göz yaşları yer çekimine dayanamadı. Daha önce onu hiç ağlarken görmemiştim. Belki şimdi bir iki kelam etmem gerekiyordu. Beceremedim. O an kelimeler boğazıma düğümlendi. Sonra teselli vermenin pek de iyi bir fikir olmadığını düşündüm. 

Hilmi'yle tanışıklığımız ilkokul yıllarından geliyordu. Okula ilk geldiğinde sessiz sakin o çocuk bir süre sonra en iyi arkadaşım olmuştu. Birlikte hiç okulu kıramadık ama okul çıkışı yan komşumuz Hüseyin amcanın zerdali ağacına dalmayı alışkanlık haline getirmiştik. O yaşlardayken bizim için bu aktiviteden daha heyecanlı çok az şey vardı. Hüseyin amcanın bizi hep gördüğünü ama hiç ses çıkarmadığını çok sonradan babamdan öğrenmiştim. Neden bize kızmadığını sorunca babam onun iyi niyetli, kimseye zararı olmayan bir insan olduğundan bahsetti. Hüseyin amcanın zerdali ağacıyla daha fazla uğraşmama kararı aldık. Artık evinin önünden geçerken Hüseyin amcaya bir "Kolay gelsin"i esirgemiyordum. Günler geçtikçe Hilmi'yle samimiyetimiz daha da arttı, artık yapışık ikizler gibiydik. Tenefüs aralarında birbirimizin omzuna kollarımızı atar avluyu baştan sona turlar, sınıfımıza geri dönerdik. O günlere ait aklımda kalan birçok şey var ama en önemlisi ikimizde de eksik kalan birşeyin olması. Ben annemi hiç görmemiştim. Doğum sırasında vefat etmiş. Hilmi'nin annesi ise o 3 yaşındayken terketmiş evi. En fazla bu kadar bahsetmişti annesinden. Hem annelik hem babalık yaptı derler ya, Ali amca kesinlikle bundan daha fazlasını yapmıştı Hilmi'ye.

Ortaokul bitti. Peşi sıra Ali amca'nın tayini çıktı. Manisa'ya yerleştiler. Bu durum Hilmi'nin hoşuna gitmese de yapılabileceği birşey yoktu. O zamanlar dostluğun kıymetini bilmediğimizden olsa gerek birbirimiz için çok da çaba sarfetmedik. Bir süre sonra da bağlar koptu zaten. Şimdiyse babasının ölümü bizi bir araya getirmişti...

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Eksik Puzzle'ımın Son Parçası

Bilmiyorum işte herşey böyle üst üste geldi. Sık sık olur böyle birçok şey sık sık üst üste gelir. Bazen ben onların üstüne giderim. Sözleşiriz bir yerde birbirimizin üstüne gitmek için sonra arayı bulmaya gönüllü biri çıkar . "Abi birbirimizin üstüne fazla mı gidiyoruz" der . Sonra hep birlikte onun üstüne gideriz.

Oturmuşsun öyle karşıma. Eksik puzzle'ımın son parçasısın. Hani futbolcu kartları biriktirirdik, takımı tamamlayınca hediye kazanırdık. Takımın 10 numarası bir türlü çıkmazdı. Sen o çıkmayan 10 numarasın işte. Neyse işte bunlardan bahsedemem sana.

Elimden geldiği kadar yüzüne bakmamaya çalışıyorum. Korkuyorum çünkü gülümsersen orada kaybolacağım. Sonra başımı öne eğiyorum. Bu sefer de ellerin geliyor gözümün önüne ve yağmurdan kaçarken doluya tutuluyorum. Kısa bir sessizlik oluşuyor. Sen sessizliği daha fazla uzatmamak için soru sormaya başlıyorsun. Biliyor musun bana soru sormana hiç gerek yok. Sen sormasanda ben cevaplarım. Hatta çoğu zaman senin yerine de ben sorarım soruları. Bu yüzden soruları sorarken tane tane konuşurum . Cevaplarken ise ordan burdan topladığım kelimelerle bir kahvaltı tabağı yaparım sana . Ha birde yanında da sınırsız dolaylı tümleç. Kenarına ufak bir maydanoz sapı iliştiririm.

Evde atıştırmalık bişey kalmamıştı. Markete gittim sonra aklıma geldin. Nedense daha çok marketlerde geliyorsun aklıma. O esnada bir ton balığı almışım. Eve geldim. Konserveyi açtım .Ton balığı acılıymış. Konserve ve son'lar anlaşmış. Nasıl daha acı olabiliriz demişler ve ortaya bu ton balığı çıkmış. Öyle acı, öyle can sıkıyor.  Konserve berbattı. Mutlu sonlarsa ; onların esamesi bile okunmuyordu artık.

Ayaklarımızın aynı anda aynı toprağa bastığı bir yer. Aynı ipin altına girdiğimiz bir piknik oyunu, ipin iki ucunda birer çocuk. Onları da tanıyorum. Ne alaka diyorum böyle rüya mı olur ama içinde sen varsın fazla da sorgulamıyorum sonra. Gözlerine kilitlenmişim. Lütfen diyorum çocuklar durun daha fazla germeyin ipi, hızlanmayın ve bitmesin bu oyun. Çünkü oyun bitince rüya da bitecek. Onlar hızlanıyor ve hızlandıkça gözlerimiz denk gelmiyor birbirine. Zaten atlamayı da beceremiyoruz. Ayaklarımız sürekli ipe takılıyor. Hava küsüyor bize. Başkalarının bulutları var şimdi üstümüzde. Rüzgar yapıp dağıtmaya çalışıyorum. Onlar laftan sözden anlayacak gibi değiller. Anlamıyorlar da . İri iri bırakıyorlar tanelerini. Alelacele kırık bir şemsiye buluyorum fakat neresinden tutarsam tutayım ben hep dışarıda kalıyorum.

Uzun aradan sonra devamı gelmeyen cümleler

"Yine de tüm kapılar aynı yere açılıyor değil mi ?. Sıradan biriyim diye başlayan cümlelerin, alttan alta sıradan biri olmadığını haykı...