5 Eylül 2020 Cumartesi

Uzun aradan sonra devamı gelmeyen cümleler

"Yine de tüm kapılar aynı yere açılıyor değil mi ?. Sıradan biriyim diye başlayan cümlelerin, alttan alta sıradan biri olmadığını haykırmak istiyor. Sıradanlığı da sıradan olmadığını haykırmak için diline pelesenk etmişsin. En ufak kusura tahammülsüzsün. Etrafa bakıp içten içe insanlara acıyor, iyi ki onlar gibi değilim diyorsun ama kendinden de memnun değilsin."

   
Bu blog sayfası hayallerime, kırgınlıklarıma ve daha bir çok aklıma getirmeye üşendiğim duygu durumlarıma şahitlik etti.  Umarım parmaklarım bir gün güzel şeyleri anlatmak için basar bu tuşlara. 


6 Eylül 2020 / Kazım Taşkent Şeker Fabrikası Lojmanları


14 Mayıs 2019 Salı

Şeker Çuvalı ve Eften Püften Bahaneler

   



Seçim demişken; Bize oy kullanma fırsatı sunmayan hayatın diktayla yönetilen, içinde demokrasi  merakı taşıyan ama içten içe monarşi aşığı, muhalif miyim yoksa ılımlı mıyım paranoyasıyla balkona çıkıp bir sigara yakan, bir sola iki sağa selam çakan gariban halkına selam vererek başlayayım. Seçim yok tamam ama hayallere de müdahale etmezsiniz ya. Etmezsiniz değil mi ? Aksi halde daha çok seçemediklerimiz olabilir miyiz diye düşünmeye başlayacağım bu da olsa olsa bayat bir tekerlemenin girişi olur.

   Çok düşünüp, elimden geleni yapmaya karar vereli geçen zaman bile aylara tekabül ediyor madem, ben de her şeyi bir kenara bırakıp tüm bahanelerimi bir çuvala doldurdum. Sırtıma alıp en yakın çöp konteynırına giderken feryatlarına kulaklarımı tıkadım. Baktım bunlar yoldan geçenlere musallat olmaya başlamış, kendi aralarında birlik olup beni vazgeçirmek için pamuklulara alıp kafamı ütülüyorlar. Durun lan dedim. Çektim kenara; 93 model  yazılımcıdan temiz, içinde sigara bile içilmemiş benliğimi. Aldım karşıma konuşun dedim. Bitti mi dedim. Bitti dediler. Kardeşlerim dedim ; demese miydim ? Bu hitabı samimiyetsiz bulurum aslında; bunu düşümenin sırası değil. "Benim için kolay mı sanıyorsunuz ? Cesaretsizliğime kılıf aradığımda sizden başka sarılacak kimim var sanki ?". Bir güzel ağızlarının payını verdim. Verdim ama ona da laf ettiler; böyle iş mi olurmuş, herkes eşit pay almamış. Hay Allah dedim gerçekten yola çıkmak gerekiyormuş sizleri tanımak için. Konteynıra gitmekten vazgeçtim, istemeden de olsa yolun ortasına öylece bıraktım yapış yapış şeker çuvalını. Gider ayak içlerinden biri seslendi; zaten belediye çalışmıyormuş benim suçum değilmiş eyvallah dedim.



   Oradan Tepebaşı'na çıktım. Tramvay yolundan ilerlerken, bir yandan arkamı kollayıp öteki uçtan çizgilere basmamaya çalışarak obsesifliğin de hakkını vermeye çalışıyorum tabi. Bi rahat vermediniz dedim. Yine en iyisi bildiğin yoldan gideceksin diye öğütledim kendime. Mahalle bekçisi elindeki feneri yüzüme tutmak suretiyle bir açıp bir kapıyor. Suretimi net göremedi herhalde. Çevirdi beni, memleket nere diye sordu. Ya babalık dedim boşver şimdi hemşehrilik geyiğini de n'olacak bu Fenerin hali ? Bilmiyormuş cimbomluymuş zaten.  Görevini iade ettim, geri çekilip Tepebaşı'ndan kokulu gölete indim. Karşıda dağ görme umuduyla bir of çektim; yıkılmadılar. Ben de çay bahçesine oturup oralet söyledim. Küçük bir çocuk olma özlemiyle yanımda babamı aradım. Geldi. Babam da epey yaşlanmış. En son ne zaman yüzünü bu kadar ayrıntıyla incelediğimi anımsayamadım. Ölümü hatırlattı bana. Sıkıca sarıldım. O sevgiden sandı, ben üzüntüden sarıldım. 15 sene önce beni Şekerspor'a yazdıran genç, dik başlı adam gitmiş sakallarına beyaz taramış sakin bir ihtiyar gelmiş. Onu da buyur ettim. 

2 Mart 2019 Cumartesi

Arkadaşım Derda




Saat sabahın beşi. Üstümde bir ağırlık var. Düş kırıklıklarım; üstüme çökmüş meğer. Ayağa kalkıp silkelendim düşmedi. Madem birlikteyiz sana bir isim bulalım. Adın Derda olsun. Burun kıvırarak karşıladı yeni adını. Farkında olmadan ona işini öğretmiştim.

- Fazladan bir yumurta kırıyorum sana da ?
- Ben de kahve yapayım öyleyse dedi. Lütfen dedim. Hayatımda içtiğim en acı kahveyi koydu önüme.

Masanın başında bir süre sustuk, göz göze geldik. Ağzını açtı:

- Nefreti öğret bana.
- Neden ? Hem bunu benden daha iyi bilmen lazım. Herkes senden nefret etmiyor mu ?
- Öyle ama ben kimseden nefret edemiyorum; kimseden nefret edemiyorum çünkü herkeste biraz kendimi görüyorum. Bu yüzden yaptıkları her şeye onların yerine bir kılıf uyduruyorum. Sonra camı açıp derin bir nefes alıyorum. İçinde sıkıştığım bu kentin havasını öç alır gibi içime çekiyorum. Aldığım ne varsa fazlasıyla uğurluyorum kömür kokulu havaya.

  Sustum afili bir şeyler söylemek istedim ama saçmalayacağımı hissettiğim için susmayı tercih ettim. Bunu anladığını belli eder gibi kafasını salladı. Peşine annem uyandı. Onu yeni arkadaşımla tanıştırdım. Çok tanıdık bir yüze benziyorsun dedi. Seni bir yerlerden çıkaracağım. Daha önce tanışmış mıydık ?

 Oralı olmadı.


  Seneler sonra Derda istemeden de olsa en yakın arkadaşım oldu. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. İnsanlar Derda ile olan yakınlığımızı anlayamıyordu ama bu çok normaldi ; o benim düş kırıklığımdı. En zor zamanlarımda yanımda olmaz, üzülüyormuş gibi yapmazdı. Ona tam bu huyunu çok sevdiğimi söylemeyi düşünürken yanımda bulamadım. Derda benden sıkılmıştı. Derin bir kırıklık olmayı kafasına koymuştu son zamanlarda. Daha büyük hezeyanların kahramanı olacaktı. En iyi dostumu kaybetmenin acısıyla baş başa kalmıştım. Bununla nasıl savaşacağımı düşünürken bir mektup yazmaya karar verdim: 

 "Bu aralar bunu sana söyleyememiş olmanın eksikliğini hissediyorum. Şimdi bir labirentin içinde susuzluğumu dindirecekmişsin gibi seni arıyorum. Bir yol hariç hepsini denedim. Ona girmeye cesaret edemiyorum. İnatla denemiyorum. Denemezsem silik bir hikayeyle gideceğim buradan. Seni de kalbimin içinde götüreceğim."

   Ertesi gün acı kahve kokusuyla uyandım. Onun kokusuydu bu. Hızlı adımlarla mutfağa doğru yöneldim fakat Derda yoktu. Uzun süre sonra dönmüş, yine en iyi bildiği şeyi yapıp gitmişti.










25 Aralık 2018 Salı

Johnny Cash ve Mutluluk

   Johnny Cash'den herhangi bir şarkı açılır(tercihen one ile başlanır) ve bilgisayar başına geçilir. Birşeyler yazarken müzik iyi gidiyor... Tamam müzik her durumda iyi gidiyor.

   Mutluluğu kovalamak var ya işte tam olarak bu tanım hatalı bence. Yani mutluluk yakalanacak birşey olmamalı. Mutluluk tam şu an. Geçmiş veya gelecek değil. Ya evet ya carpe diem ağbiii. Bilmiyorum belki de öyle. Adına her ne deniyorsa işte. Gelecek kaygılarından arınalım bi; tabi mümkünse. Şimdi arkama yaslanıyorum ve shaker'ıma doldurduğum suyu içiyorum. Çilekli supplement shaker'a öyle işlemiş ki içine su koysam bile hafiften çilek tadı geliyor ağzıma. Bu tadı seviyorum. Bak işte şimdi mutluyum. Yani mutluluğun sadece anlık olarak tanımlanabileceğini düşünüyorum. Arkaya yaslanıp shaker'dan su içerken çilek tadı almaktır mutluluk. Ama bir dakika sonrasının mutluluk planlarını şimdiden yapamam yapmamalıyım. Gelecekten kaygı, geçmişten pişmanlık duyup yaşadığım anın içine etmemeliyim. Evet bunu koca kafama sokmalıyım. Tamam bu kadar terapi seansı yeter. Fazla detaya da gerek yok ben ikna oldum. Seni bilmem.


   Butterfly effect filmini izledin mi ? İzlemediysen özet geçeyim; kahramanımızın 8-9 yaşında yaptığı bir seçim 20'li yaşlarındaki hayatını kötü etkiliyor. Ve durumu düzeltmek için geçmişe gidip kararını değiştiriyor. Sonra tekrar aynı yaşa ışınlanıyor. Fakat bu sefer durum daha da kötüleşiyor falan filan. Özetle böyle. Yani bize önemsiz gelen bir kararın bile hayatımızın ibresini bayağı değiştirdiğine inanıyorum. Film ve gerçek hayatın tek farkı geçmişe gidip birşeyleri değiştiremiyoruz. Yapma yaa :d sesini duyar gibiyim. Neyse işte bize kalan gelecekteki kararları doğru vermek. Güzel filmdir.

   Yazının başında Johnny Cash dedim ama buraya bunu iliştirmeden yapamayacağım. Hayatının sonuna kadar tek bir şarkı dinleyebileceksin deseler:







30 Mayıs 2018 Çarşamba

Sen Ağlama




 1 6 E k i m 2 0 1 5 


Önceleri kalabalığın içerisinde kendini gizleyen ben şimdi insan içine dahi çıkmak istemiyorum. Kalabalık da saklayamıyor hüznümü. Kaldırımları hızlı hızlı yürüyorum. Erkenden eve atıyorum kendimi. Annesini kaybetmiş taze bir yetim ne kadar iyi olabilirse o kadar iyiyim işte. Anne biliyor musun yokluğunu en çok sabahları hissediyorum. Yani hep hissediyorum ama sabahları bir başka işte. Sana defalarca yorma kendini uyu desem de sabahları kalkar bana kahvaltı hazırlardın. Şimdi sabahları sen yoksun ya annem, sen perdenin arkadasından bana el sallamıyorsun ya o bayağı koyuyor işte.

Ayaklarım su içinde. Nerede bu anahtar. Kapı önünde tüm ceplerimi karıştırma rutinimi yine bozmuyorum. Şimdi sırada iç kapı var. Ben tam anahtarı kapı deliğinden içeri sokarken sanki sen hemen yetişip kapıyı açacakmışsın gibi geliyor. Bazen bu kapı faslını uzatıyorum ama değişen birşey yok açmıyorsun. Bu arada sana müjdem var artık atlet giyiyorum. Akşamları meyve yemeden yatmıyorum. Senin ördüğün hırkayla duruyorum evde. Şimdi tam da istediğin gibi bir evlat oldum.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Ölü Doğan Hikayeler Serisi - Yol


A4'e yazılmış olsa kırıştırılıp çöp kovasını boylayacak yazılara bir şans verip görücüye çıkarma kararı aldım. Bunlar yeni taslak olarak kalmayan hikayelerin ayak sesleri olabilir mi lütfen olsun.

Günaydın Zeynep,
Yaş günün kutlu olsun. Postacı Melih Bey mektupları yine söylene söylene getirdi. Sadece bir mektup için yurdun uzun yokuşunu çıkmaya üşeniyor olsa gerek.  Her seferinde üfleye püfleye getirmesinden bu işin müdürün kulağına gideceği belliydi. Bugün koridorda Veysel Bey'e yakınırken gördüm. Belli ki bundan sonra daha seyrek mektuplaşmak gerekecek. Lütfen yanlış anlama. Ben her gün yazıp bir mektubu ikilik hale getireceğim.
---------
Şoför yoldaki tüm tümsekleri ziyaret etmeye and içmiş, hepsinin gönlünü yapmaya çalışıyor.  Kafamı otobüsün titreyen camına sabitlemiş kendimi cezalandırıyorum. Tümsekler hayatımın dönüm noktalarını andırıyorsunuz. Her girdiğimiz tümsek cüssesi büyük bu canavarı yolundan biraz olsun saptırmaya çalışıyor.
---------  
O kadar uzun zamandır yoldayım ki. En son ne zaman rahat etmişti bu kafam ne zaman boşa çıkmıştı. Ne zaman yerimden sıçrayarak "Yaşamak seni seviyorum " dedim hatırlamıyorum.
---------
Bir hatıra yaşanmamışsa yine de hatıra sayılır mı ?. Yani öyle bir olay yaşamamışsın ama hatırlıyorsun gibi. Seneler önce annem kardeşim ve ben tren yolculuğuna çıkmıştık. Hani tepesinden arasına daldığı dağların üzerinde ihtişamını gösteren, bacasından yuvarlak dumanlar çıkartan uzun kara trenlerden. Geçenlerde anneme bu yolculuktan bahsettim. Keşke hiç konusunu açmasaydım. Biz hiç birlikte trene binmemişiz. Böyle bir yolculuk başımızdan geçmemiş. Sorumun cevabı aynı zamanda hatıralarıma vurulan bir darbeydi. Bazı şeyleri kurcalamamak daha iyi.


12 Şubat 2017 Pazar

Sessizliği bozma rolü




'... bir dolandırıcıya kızamıyorum veyahut bir bankacıya mesela. Biliyorum hiç beceremedim ben boş vermeyi. Bu sefer deneyeceğim. İşler kötü giderse yağmuru dinleyeceğim.'

12 Ekim 2016 Çarşamba

Ferdi - Simit - Ayran



C u m a r t e s i  - 7 : 0 6

Sabah kasveti. İçime işleyen kuru bir soğuk var. Etrafa bakıyorum yandaki temkinli, sıkı giyinmiş. Balık tutuyor. Bir yandan soğuk da hoşuma gidiyor. Hangi gün olduğunu bilmesem bile araba ve vapur seslerinden günün cumartesi olduğunu çıkarabilirim. Banka oturmamla beraber sisli hava başrolü tekrar bana veriyor. Karnım acıkıyor Ferdi'nin büfede bir simit ayran yapayım diyorum. Ferdi büfede yine yok. Yeğeni bekliyor. Ferdi nerede diyorum. Çocuk bıkkın bir şekilde; abi diyor, yok gelmeyecek. Daha fazla sormuyorum. İçim içimi kemiriyor ama kararlıyım Ferdi ile ilgili tek bir kelime daha çıkmayacak bugün ağzımdan. Çünkü üzülmeye takatim yok. Ferdi'nin düzenli kontrolleri vardı onun için yoktur bugün yoksa gelirdi. İkna ediyorum kendimi. Bir yandan da kızıyorum ona. Ferdi diyorum neden en gereken zamanda ortalıkta olmazsın ki sen. Hem ben bayılıyor muyum zannediyorsun simit ayrana.

23 Ağustos 2016 Salı

Hilmi ve Zerdali Ağacının Yarım Kalan Hikayesi

Sessiz kalmaya yemin etmiş gibiydi. Zaten o böyle zamanlarda hep sessiz kalmayı tercih ederdi. Bende ona en iyi sessiz kalarak eşlik edileceğini bilirdim. Elindeki taşı var gücüyle suya salladı. Taş suda seke seke giderken kaçınılmaz son geldi ve dibe çöktü. Sonunda göz yaşları yer çekimine dayanamadı. Daha önce onu hiç ağlarken görmemiştim. Belki şimdi bir iki kelam etmem gerekiyordu. Beceremedim. O an kelimeler boğazıma düğümlendi. Sonra teselli vermenin pek de iyi bir fikir olmadığını düşündüm. 

Hilmi'yle tanışıklığımız ilkokul yıllarından geliyordu. Okula ilk geldiğinde sessiz sakin o çocuk bir süre sonra en iyi arkadaşım olmuştu. Birlikte hiç okulu kıramadık ama okul çıkışı yan komşumuz Hüseyin amcanın zerdali ağacına dalmayı alışkanlık haline getirmiştik. O yaşlardayken bizim için bu aktiviteden daha heyecanlı çok az şey vardı. Hüseyin amcanın bizi hep gördüğünü ama hiç ses çıkarmadığını çok sonradan babamdan öğrenmiştim. Neden bize kızmadığını sorunca babam onun iyi niyetli, kimseye zararı olmayan bir insan olduğundan bahsetti. Hüseyin amcanın zerdali ağacıyla daha fazla uğraşmama kararı aldık. Artık evinin önünden geçerken Hüseyin amcaya bir "Kolay gelsin"i esirgemiyordum. Günler geçtikçe Hilmi'yle samimiyetimiz daha da arttı, artık yapışık ikizler gibiydik. Tenefüs aralarında birbirimizin omzuna kollarımızı atar avluyu baştan sona turlar, sınıfımıza geri dönerdik. O günlere ait aklımda kalan birçok şey var ama en önemlisi ikimizde de eksik kalan birşeyin olması. Ben annemi hiç görmemiştim. Doğum sırasında vefat etmiş. Hilmi'nin annesi ise o 3 yaşındayken terketmiş evi. En fazla bu kadar bahsetmişti annesinden. Hem annelik hem babalık yaptı derler ya, Ali amca kesinlikle bundan daha fazlasını yapmıştı Hilmi'ye.

Ortaokul bitti. Peşi sıra Ali amca'nın tayini çıktı. Manisa'ya yerleştiler. Bu durum Hilmi'nin hoşuna gitmese de yapılabileceği birşey yoktu. O zamanlar dostluğun kıymetini bilmediğimizden olsa gerek birbirimiz için çok da çaba sarfetmedik. Bir süre sonra da bağlar koptu zaten. Şimdiyse babasının ölümü bizi bir araya getirmişti...

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Eksik Puzzle'ımın Son Parçası

Bilmiyorum işte herşey böyle üst üste geldi. Sık sık olur böyle birçok şey sık sık üst üste gelir. Bazen ben onların üstüne giderim. Sözleşiriz bir yerde birbirimizin üstüne gitmek için sonra arayı bulmaya gönüllü biri çıkar . "Abi birbirimizin üstüne fazla mı gidiyoruz" der . Sonra hep birlikte onun üstüne gideriz.

Oturmuşsun öyle karşıma. Eksik puzzle'ımın son parçasısın. Hani futbolcu kartları biriktirirdik, takımı tamamlayınca hediye kazanırdık. Takımın 10 numarası bir türlü çıkmazdı. Sen o çıkmayan 10 numarasın işte. Neyse işte bunlardan bahsedemem sana.

Elimden geldiği kadar yüzüne bakmamaya çalışıyorum. Korkuyorum çünkü gülümsersen orada kaybolacağım. Sonra başımı öne eğiyorum. Bu sefer de ellerin geliyor gözümün önüne ve yağmurdan kaçarken doluya tutuluyorum. Kısa bir sessizlik oluşuyor. Sen sessizliği daha fazla uzatmamak için soru sormaya başlıyorsun. Biliyor musun bana soru sormana hiç gerek yok. Sen sormasanda ben cevaplarım. Hatta çoğu zaman senin yerine de ben sorarım soruları. Bu yüzden soruları sorarken tane tane konuşurum . Cevaplarken ise ordan burdan topladığım kelimelerle bir kahvaltı tabağı yaparım sana . Ha birde yanında da sınırsız dolaylı tümleç. Kenarına ufak bir maydanoz sapı iliştiririm.

Evde atıştırmalık bişey kalmamıştı. Markete gittim sonra aklıma geldin. Nedense daha çok marketlerde geliyorsun aklıma. O esnada bir ton balığı almışım. Eve geldim. Konserveyi açtım .Ton balığı acılıymış. Konserve ve son'lar anlaşmış. Nasıl daha acı olabiliriz demişler ve ortaya bu ton balığı çıkmış. Öyle acı, öyle can sıkıyor.  Konserve berbattı. Mutlu sonlarsa ; onların esamesi bile okunmuyordu artık.

Ayaklarımızın aynı anda aynı toprağa bastığı bir yer. Aynı ipin altına girdiğimiz bir piknik oyunu, ipin iki ucunda birer çocuk. Onları da tanıyorum. Ne alaka diyorum böyle rüya mı olur ama içinde sen varsın fazla da sorgulamıyorum sonra. Gözlerine kilitlenmişim. Lütfen diyorum çocuklar durun daha fazla germeyin ipi, hızlanmayın ve bitmesin bu oyun. Çünkü oyun bitince rüya da bitecek. Onlar hızlanıyor ve hızlandıkça gözlerimiz denk gelmiyor birbirine. Zaten atlamayı da beceremiyoruz. Ayaklarımız sürekli ipe takılıyor. Hava küsüyor bize. Başkalarının bulutları var şimdi üstümüzde. Rüzgar yapıp dağıtmaya çalışıyorum. Onlar laftan sözden anlayacak gibi değiller. Anlamıyorlar da . İri iri bırakıyorlar tanelerini. Alelacele kırık bir şemsiye buluyorum fakat neresinden tutarsam tutayım ben hep dışarıda kalıyorum.

12 Aralık 2015 Cumartesi

Behçet Arslan 1. Bölüm

"Yağmuru beklerken ..
Masallar anlatırım ben, efsunlu yaldızlı masallar. 
Heybemde masal var sadece dinlemek istersen."
@li_beirut

16 Haziran 2010
İstanbul
Esenler Otogar


"Beyfendi beyfendi"
Çapaklı gözlerini yarım yamalak açabildi.
Muavin adamın kulagına egilerek ”Beyfendi horluyorsunuz da insanlar rahatsız oluyor".
Hemen kendine çeki düzen verdi. Sorun halloldu mihvalinde bir el hareketiyle muavini yanından uzaklaştırdı. Vakit gelmişti. Bilette yazan saate göre otobüs aşağı yukarı 20 dakika sonra Esenler otogarda olacaktı. Çok geçmeden gar göründü. Etrafı ve kalabalığı süzdü. Demek anlata anlata bitiremedikleri taşı toprağı altın şehir burasıydı. Yarım ağızla “Göreceğiz bakalım taşı topragı altın mıymış” diye mırıldandı. Yanında oturan uzun boylu, 50 yaşlarında yolculuktan bu yana ağzını bıçak açmayan yol arkadaşı sonunda sessizliğini bozmuştu : 
“Efendim bana  bişey mi dediniz” dedi.
“Yok yok hayır söyleniyordum öyle”. Gözünü tekrar dışarıya dikti. Hayatında dönüm noktası olan bu yolculuk ve pencereden dışarıyı süzdüğü o an bir daha hiç gözünün önünden gitmeyecekti.
 ---------------------------------

17 Ekim 2015 
İstanbul Üsküdar

"Burası bana biraz abartılı geldi. Karakterin babasının ölümünden sonra birdenbire böyle bir duygu yoğunluğu yaşaması çok ekstrem bir durum gibi." İşaret parmağıyla kitabın orta sayfalarında bir paragraf gösterdi.

  Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. Bazen öyle olur, her şey üstüste gelir.[1]

 "Evet burası biraz iç gıcıklıyor belki fakat romanın genel temasına baktığınızda karakterin davranışları, profili yaşadığı dünyayla da pek örtüşmüyor. En yakınlarıyla bile arasına bazen buzdan duvarlar koyabiliyor. Bundan hiç gocunmuyor üstelik. Zaten insanlarla da pek iyi geçinemiyor."

"Evet evet özellikle kendisiyle. Ben bu tür romanlara mikro fantastik diyorum." 

Gülümsedi."İşte şimdi tam bir iktisatçı gibi konuştunuz."

Aynı şekilde gülümseyerek karşılık verdi . "Evet alışkanlıklardan kurtulmak bazen zaman alabiliyor."

"Beni kırmayıp geldiğiniz için çok teşekkür ederim Ekrem bey. Açıkcası kitabı okuyacağınızdan bile şüphe duyuyordum. Beni şaşırttınız. "

"Estagfirullah böyle genç arkadaşlarımızın yaptığı işler bizim de göğsümüzü kabartıyor."

"Sizin gibi usta bir kalemin de fikirleri benim için çok önemli. Tekrar teşekkür ederim."



....

Uzun aradan sonra devamı gelmeyen cümleler

"Yine de tüm kapılar aynı yere açılıyor değil mi ?. Sıradan biriyim diye başlayan cümlelerin, alttan alta sıradan biri olmadığını haykı...