12 Aralık 2015 Cumartesi

Behçet Arslan 1. Bölüm

"Yağmuru beklerken ..
Masallar anlatırım ben, efsunlu yaldızlı masallar. 
Heybemde masal var sadece dinlemek istersen."
@li_beirut

16 Haziran 2010
İstanbul
Esenler Otogar


"Beyfendi beyfendi"
Çapaklı gözlerini yarım yamalak açabildi.
Muavin adamın kulagına egilerek ”Beyfendi horluyorsunuz da insanlar rahatsız oluyor".
Hemen kendine çeki düzen verdi. Sorun halloldu mihvalinde bir el hareketiyle muavini yanından uzaklaştırdı. Vakit gelmişti. Bilette yazan saate göre otobüs aşağı yukarı 20 dakika sonra Esenler otogarda olacaktı. Çok geçmeden gar göründü. Etrafı ve kalabalığı süzdü. Demek anlata anlata bitiremedikleri taşı toprağı altın şehir burasıydı. Yarım ağızla “Göreceğiz bakalım taşı topragı altın mıymış” diye mırıldandı. Yanında oturan uzun boylu, 50 yaşlarında yolculuktan bu yana ağzını bıçak açmayan yol arkadaşı sonunda sessizliğini bozmuştu : 
“Efendim bana  bişey mi dediniz” dedi.
“Yok yok hayır söyleniyordum öyle”. Gözünü tekrar dışarıya dikti. Hayatında dönüm noktası olan bu yolculuk ve pencereden dışarıyı süzdüğü o an bir daha hiç gözünün önünden gitmeyecekti.
 ---------------------------------

17 Ekim 2015 
İstanbul Üsküdar

"Burası bana biraz abartılı geldi. Karakterin babasının ölümünden sonra birdenbire böyle bir duygu yoğunluğu yaşaması çok ekstrem bir durum gibi." İşaret parmağıyla kitabın orta sayfalarında bir paragraf gösterdi.

  Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. Bazen öyle olur, her şey üstüste gelir.[1]

 "Evet burası biraz iç gıcıklıyor belki fakat romanın genel temasına baktığınızda karakterin davranışları, profili yaşadığı dünyayla da pek örtüşmüyor. En yakınlarıyla bile arasına bazen buzdan duvarlar koyabiliyor. Bundan hiç gocunmuyor üstelik. Zaten insanlarla da pek iyi geçinemiyor."

"Evet evet özellikle kendisiyle. Ben bu tür romanlara mikro fantastik diyorum." 

Gülümsedi."İşte şimdi tam bir iktisatçı gibi konuştunuz."

Aynı şekilde gülümseyerek karşılık verdi . "Evet alışkanlıklardan kurtulmak bazen zaman alabiliyor."

"Beni kırmayıp geldiğiniz için çok teşekkür ederim Ekrem bey. Açıkcası kitabı okuyacağınızdan bile şüphe duyuyordum. Beni şaşırttınız. "

"Estagfirullah böyle genç arkadaşlarımızın yaptığı işler bizim de göğsümüzü kabartıyor."

"Sizin gibi usta bir kalemin de fikirleri benim için çok önemli. Tekrar teşekkür ederim."



....

6 Aralık 2015 Pazar

Neden bozacı'nın da bir hikayesi olmasın ?

Kocaman bir evrenin içerisinde kendine yer edinmeye çalışan bir nokta, o noktanın içinde yaşayan altı küsür milyar insan ve onların yaşadığı altı milyar küsür hikaye.  Kimilerinin parası dönüp dolaşıp başka insanların cebinde, kimilerininse umutları… Bizim hikayemiz ise bambaşka bir terane. 
Yağmur şehrin sokak lambalarına ince ince hücum ederken, yağmurdan korunmak için kafasına irice belediye poşetini geçirmiş bozacı, seleli bisikletinin üstünde var gücüyle “bozaaa bozacı geldi” diye bağırıyordu. O bağırdıkça yağmur şiddetini arttırmaya başlamıştı. Bisikletin selesinde duran bozalara bakıp bugünkü kazancını hesaplamaya çalıştı. Cebinden sigarasını çıkartıp yağmura inat onu yakmayı başardı. Kafasını sola doğru çevirdiğinde camda onu izleyen birisinin olduğunu farkedip güldü. İnsanların kendilerine noel babayı görmüş gibi bakmalarına beş sene önce alışmıştı. Bu tarih, o ve onun gibi satıcıların artık nostalji olarak görülmeye başlandığı tarihle pareleldi. Dudağına sıkıştırdığı sigarayı eline alıp tekrar var gücüyle bağırmaya başladı. “Bozaaa, bozacı geldi.” Yüzüne gelen yağmurdan kendisini korumak için kafasını önüne eğdi. Yüzünde bıkkın bir gülümsemeyle sadece kendinin duyabileceği bir yükseklikte “Ho, ho,hooo.” diyerek sokak aralarında tekrardan dolaşmaya başladı.
Yağmur yavaş yavaş yerini kara bırakmıştı. Ellerini ovuşturup hohlayarak ren geyikleriyle gökyüzüne yükselmeye karar verdi. Yağmurdan sönmüş sigarasını küfrederek yere fırlatıp bisikletine bindi. Kazandığı ekmek parasıyla evine doğru gitti. 
Evin kapısını açıp bisikletini koridora güzelce yerleştirdi. Selesinde bulunan satılmamış bozaları alıp mutfağa ilerledi. Kafasındaki poşeti yarın giymek üzere camın önüne koydu ve  istemeye istemeye salona yöneldi. Kuzinenin yanında bağdaş kurup uzaklara dalmış olan karısının yanına geçti. Başarısız bir evlilik yaptığının farkındaydı. Kendisi karısını sevmiyordu, muhtemelen karısı da onu. Cebinden tekrar sigarasını çıkartıp yaktı. Karısının kendisini göz ucuyla seyrettiğini biliyordu. Fakat muhabbet kurmamak, muhabbet kurup da konuşacak bir şey bulamamaktan korktuğu için ona bakmıyordu. İki yan yana oturan insanın arasında aslında kilometreler olabilirdi, tıpkı  aralarında kilometler olan iki insanın arasında hiçbir mesafenin olamayacağı gibi. 
Firuzan, yıllar önce görüp çok sevdiği karşı komşusunun ortanca kızıydı. Aralarındaki yaş farkı hiçbir şeye engel değildi, ki zaten Firuzan'dan sadece beş yaş büyüktü. Çok sevmişti. Her gün saat yedide uyanıp Firuzan'ı görmek için camdan dışarıyı seyrediyordu. Firuzan ile göz göze gelebilmek onun en büyük neşesiydi.  Utangaç olmasa eğer,  gidip Firuzan ile konuşabilirdi. Ama ona kuracağı cümleleri, söyleyeceklerini, konuşurken yapacağı mimiklerini kısaca her şeyi daha önceden çalışması gerekiyordu. Ayna karşısında saatlerce provalar yapıyor, Firuzan'ı etkileyebilmek için harçlığından arttırarak aldığı şiir kitaplarını okuyor hatta bazılarını ezberliyordu. Firuzan ile konuşabilmek için son bir engel kalmıştı önünde. Ezberlediği şiirler dışında ona bir de şiir yazmak istiyordu. Tek bir amacı vardı tüm bunları yaparken; Firuzan'ın da kendini sevebilmesi.
Fakat öyle olmadı. Bir gün yine camdan Firuzan'ın yollarını gözlerken, onu başka bir adamla gördü. İlk başlarda inanmak istemese de çok geçmeden mahallede Firuzan'ın nişanlanacağı haberi dört bir tarafa yayıldı. Bir gün sabah kahvaltası yaparken annesinin “Firuzan'ın haftaya nişanı varmış. Bi gitte hayırlı olsun de, komşumuz sonuçta.” demesi hala kulaklarında çınlıyordu. Bu sözlerden sonra  tekrar camdan dışarıyı seyretmeye başladı. Odanın bir yanına yığılmış şiir kitaplarına baktı. Annesinin pazara gitmesiyle beraber ağlayarak bütün şiir kitaplarını yaktı. Edip Cansever, Cemal Süreya, İsmet Özel…  Dost olduğu bütün kitapları gözyaşlarıyla beraber yaktı. 
Aradan yıllar geçmişti. Firuzan'ın nişanlandığına, başkasıyla mutlu olduğuna tanıklık etmemek için İstanbul'a gelip burada farklı işlerde çalışmaya başlamıştı. Her saniyesinde Firuzan'ın ruhu onu takip ediyordu. Her ne kadar unutmaya çalışsa da Firuzan bir türlü aklından çıkmıyordu. İstanbul'a gelişinin ikinci senesinde bakışları onu andıran birisiyle evlenmeye karar verdi. Memleketinde, kapı önünde yaptığı düğünde gözleri hep Firuzan'ı aradı. Fakat onlar bu mahalleden çoktan taşınmışlardı. Düğün gecesi karısının yüzüne baktığı zaman aslında bakışlarının Firuzan'a benzemediğini farkedip yıkılmıştı.  
Geçmişi hatırlamak için kuzineye bakmaya çalışırken karısıyla göz göze geldi. Belki de hayatın en kahredici sahnesini bir kez daha yaşamıştı bu bakışmayla. Hayalinde sevdiği kızı, Firuzan'ı düşlerken yanındaki hiçbir şey hissetmediği kadına bakmak zorunda kalmıştı. Karısının yanından kalkıp yatak odasına doğru geçerken sevmediği kadının gözlerindeki manasız bakışları zihninde kaybetmenin yollarını arıyordu. 
Sabah kalkıp dün satamadığı bozalarını alıp tekrar aynı sokağa doğru bisikletini sürmeye başladı. Dün gece onu perdenin ucundan seyreden adamın evinin önünde durup “Bozaaaa.” diye bağırdı. Kenarından açılan perdenin ucundan kendine bakan bir çift gözle bir süre bakıştıktan sonra “Var mı boza isteyen” diyerek bisikletiyle beraber yürüyerek yokuşu çıkmaya başladı. Üzerine yağmur da yağsa kar da yağsa aklında tek bir şey vardı. Firuzan ve onun bakmaya doyamadığı gözleri.

--------- 
Bu hikaye blogda bir önceki yazım olan Mahkeme ve Duvarlar hikayesinin tam olarak devam filmi denilemese de ona yakın bir şeydir. Arkadaşım Serkan Çelik Mahkeme ve Duvarlar hikayemi okumuş beğenmiş . Neden bu bozacının da bir hikayesi olmasın diyerek güzel gönlünden kopanları  http://birazbluesbirazferdi.tumblr.com adresinde bir post'a sığdırmış . Bu  güzel yazı için burdan da ona teşekkürlerimi sunmayı borç bilirim efendim 

Uzun aradan sonra devamı gelmeyen cümleler

"Yine de tüm kapılar aynı yere açılıyor değil mi ?. Sıradan biriyim diye başlayan cümlelerin, alttan alta sıradan biri olmadığını haykı...