Kimliği belirsiz bir pazar gününe gözlerimi açtım. Bi huzur bi sevinç (!) Saat 10 da uyanmanın mutlulukla bir ilgisi var mıydı ? .Yoktu. Yarın pazartesiydi. Pazartesi sendromuna pazar gününden girmeyi huy edinmiştim. Günlerdir yazmamanın verdiği hamlık bedenimi kasıp kavuruyorken kahvaltıda üzerime çay dökülmesi hayatın bana yaptığı cilve sayısına bir yenisini daha eklemişti. Neyse ki Darıca Devlet Hastanesine teyzemin oğlunun motoruyla üstümde deri mont altımda kısa şortla giderken durumu 1-1 yapmıştım.Yanıktan dolayı pantolon giyememiştim. Az önce 100 dereceyi görmüş sol bacağım sızlarken diğer yandan yolda insanların bana tuhaf bakışları içimi hoş etmiyor değildi. Deri mont ve kısa şort kombinini pek sevmemişlerdi galiba. Motor üstünde tam gaz hastaneye giderken Amerikan gençlik dizilerinden fırlamış gibiydik. Ama olay Darıcada geçiyordu işte.
Acilin kapısından bir hışımla girdim :“Yanıyorum doktor bey”. Doktor babacan bir tavırla elini sağ omzuma koydu: “Olur öyle biz de sevdik zamanında” dedi . Hayır içim değil bacağım yanıyor desemde doktor çoktan malihülyalara dalmıştı.Doktora 2 gün rapor verip evine yolladılar. Tedavi olduktan sonra bizde evin yolunu tuttuk. Şaka bir yana uzun süre çay içeceğimi sanmıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder