"Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Söze nasıl başlayacağını bilmiyorsan eğer en kötü ihtimalle bundan bahsederek yazıya ortalama bir başlangıç yapabilirsin. İsmet Özelin dediği gibi keşke aramızdaki mesafeler sadece kilometrelerle ölçülecek cinsteyden olsaydı Firuzan. Sen bu kalın duvarları örmeseydin. Duvardan ziyade çin seddini andırıyordu. Bari Berlin duvarı olsaydı . O yıkılabilirdi en azından. Yıkıldığı gün halklar ve akrabalar birbirine kavuşur. Sisli bulutlar kaybolur, güneş doğardı üzerimize. Fakat biliyorum her katil olay mahalline mutlaka geri döner. Kurbanın hala can çekişip çekişmediğini merak ettiğinden . Onun can çekişmesi hoşuna gider. Kanlı elleri mi ... Onlar da bir şey ifade etmiyordur artık."
Tarihi not düştükten sonra ajandayı sağlam bir yere zulaladı. Kendine ve diğer herkese haksızlık yapıyordu. Bunun farkındaydı. Fakat böylesi daha çok hoşuna gidiyordu. Zihin mahkemesinde yargıç katil maktül hepsine rolleri dağıtıyor. Dava kalemin deftere kavuştuğu anda başlıyor. Defterin kalın kaplarının kapanmasıyla sonuçlanıyordu. Neticede kimse hüküm giymiyor. Olaysız dağılıyorlardı. Sabahattin Ali'nin Maria Puder'i neyse Firuzan onun için oydu. Sevdiğinin gözlerindeki manayı ararken içerde kaybolanların da hikayesi yazılacak bir gün diye düşündü.
Kış yerini yavaş yavaş bahara bırakırken sokaklardaki kömür kokusu iyice hafiflemeye başlamıştı. Bulutlar bahara hazırlık yaparcasına sokakları gözyaşlarıyla temizliyorlardı. Arkaplanda ise Rashid Behbudov çalıyordu.