29 Kasım 2015 Pazar

Mahkeme ve Duvarlar

Yağmur şehrin sokak lambalarına ince ince hücum ederken, yağmurdan korunmak için kafasına irice belediye poşetini geçirmiş bozacı seleli bisikletinin üstünde var gücüyle "bozaaa bozacı geldi" diye bağırıyordu. Gözden kaybolana kadar onu izledi. Sesi huzur veriyordu. Bu adamlar sanki bu dünyaya ait değillerdi. Birdenbire akşamları belirip mahalleliye sesiyle ve bozasıyla ziyafet çektirip gözden kayboluyorlardı. Genelde soğuk ve yağmurlu kış günlerini tercih ediyorlardı. Kimi kimsesi var mıydı bu adamların . Şehrin bir tür modern noel babalarıydılar sanki. Ren geyikleri de seleli bisikletleri olmalıydı öyleyse. Bozacının gözden kaybolmasıyla yağmur da yerini kara bırakmıştı. Pencereyi kapatıp masasının başına geçti.2 sene geriden gelen kalın siyah kaplı ajandasını açtı. Söze şöyle başladı :


"Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Söze nasıl başlayacağını bilmiyorsan eğer en kötü ihtimalle bundan bahsederek yazıya ortalama bir başlangıç yapabilirsin. İsmet Özelin dediği gibi keşke aramızdaki mesafeler sadece kilometrelerle ölçülecek cinsteyden olsaydı Firuzan. Sen bu kalın duvarları örmeseydin. Duvardan ziyade çin seddini andırıyordu. Bari Berlin duvarı olsaydı . O yıkılabilirdi en azından. Yıkıldığı gün halklar ve akrabalar birbirine kavuşur. Sisli bulutlar kaybolur, güneş doğardı üzerimize. Fakat biliyorum her katil olay mahalline mutlaka geri döner. Kurbanın hala can çekişip çekişmediğini merak ettiğinden . Onun can çekişmesi hoşuna gider. Kanlı elleri mi ... Onlar da bir şey ifade etmiyordur artık."


Tarihi not düştükten sonra ajandayı sağlam bir yere zulaladı. Kendine ve diğer herkese haksızlık yapıyordu. Bunun farkındaydı. Fakat böylesi daha çok hoşuna gidiyordu. Zihin mahkemesinde yargıç katil maktül hepsine rolleri dağıtıyor. Dava kalemin deftere kavuştuğu anda başlıyor. Defterin kalın kaplarının kapanmasıyla sonuçlanıyordu. Neticede kimse hüküm giymiyor. Olaysız dağılıyorlardı. Sabahattin Ali'nin Maria Puder'i neyse Firuzan onun için oydu. Sevdiğinin gözlerindeki manayı ararken içerde kaybolanların da hikayesi yazılacak bir gün diye düşündü.


Kış yerini yavaş yavaş bahara bırakırken sokaklardaki kömür kokusu iyice hafiflemeye başlamıştı. Bulutlar bahara hazırlık yaparcasına sokakları gözyaşlarıyla temizliyorlardı. Arkaplanda ise Rashid Behbudov çalıyordu.




22 Kasım 2015 Pazar

Umutla Közlenmiş Hayaller

Kör bir şiir isabet etti ruhuna. Ne olduğunu anlamadan hayal kurmaya devam etti . Sonra bir soğukluk hissetti. Yarasını farkettiğinde çok geçti . Hayalleri, heba olan umutları, düşleri, düşüşleri ve giderek artmış pismanlıklarıyla birlikte sonsuzluğa uğurlandı tüm hisleri. Son günlerini geçmişi özlemekle geçirdi. "Geçmişi özlemek bugünün hakkını veremeyenlerin ortak yarasıdır". Ama boşver biz düşünmeyelim bunları. Çay var mı , güzel gidiyor hayal kırıklıklarının yanında.

8 Kasım 2015 Pazar

Kara Pazar

Kimliği belirsiz bir pazar gününe gözlerimi açtım. Bi huzur bi sevinç (!) Saat 10 da uyanmanın mutlulukla bir ilgisi var mıydı ? .Yoktu. Yarın pazartesiydi. Pazartesi sendromuna pazar gününden girmeyi huy edinmiştim. Günlerdir yazmamanın verdiği hamlık bedenimi kasıp kavuruyorken kahvaltıda üzerime çay dökülmesi hayatın bana yaptığı cilve sayısına bir yenisini daha eklemişti. Neyse ki Darıca Devlet Hastanesine teyzemin oğlunun motoruyla üstümde deri mont altımda kısa şortla giderken durumu 1-1 yapmıştım.Yanıktan dolayı pantolon giyememiştim. Az önce 100 dereceyi görmüş sol bacağım sızlarken diğer yandan yolda insanların bana tuhaf bakışları içimi hoş etmiyor değildi. Deri mont ve kısa şort kombinini pek sevmemişlerdi galiba. Motor üstünde tam gaz hastaneye giderken Amerikan gençlik dizilerinden fırlamış gibiydik. Ama olay Darıcada geçiyordu işte.

Acilin kapısından bir hışımla girdim :“Yanıyorum doktor bey”. Doktor babacan bir tavırla elini sağ omzuma koydu: “Olur öyle biz de sevdik zamanında” dedi . Hayır içim değil bacağım yanıyor desemde doktor çoktan malihülyalara dalmıştı.Doktora 2 gün rapor verip evine yolladılar. Tedavi olduktan sonra bizde evin yolunu tuttuk. Şaka bir yana uzun süre çay içeceğimi sanmıyorum.

Uzun aradan sonra devamı gelmeyen cümleler

"Yine de tüm kapılar aynı yere açılıyor değil mi ?. Sıradan biriyim diye başlayan cümlelerin, alttan alta sıradan biri olmadığını haykı...